July 03, 2009

Micheal Jacksonın ardından

Bir pop kralı daha arkasında soru işaretleri bırakarak göçtü gitti bu diyardan. Müslümandı, çok borcu vardı, intihar etti vs bir çok dedikodu hala gündemi meşgul ediyor. Aslında bunlar hakkında değil de benim aklıma gelen başka bir ayrıntı hakkında yazmak istedim.

Şimdi Micheal abimiz “The Jackson 5″ adlı grupla müzik hayatına başladı. Bu gruptaki üyeler kardeşleriydi. Sonra solo albüm yaparak yıldızını parlattı, ünlü oldu, pop starı oldu.

İsmail YK kardeşimiz de “Yurtseven Kardeşler” adlı grupla müzik hayatına başladı. Bu gruptaki üyeler kardeşleriydi.Sonra solo albüm yaparak yıldızını parlattı. Demek ki İsmail YK da bir iki yıla kadar dünya starı olabilir :D Neyse sonu Micheal’a benzemesin de…

0 people like this post.

July 02, 2009

Daha da Vista kullanmam!

Alperen’in yıllarca süren ısrarına gögüs gererek inatla kullanmayı sürdürdüğüm XP’nin ardından sırf lisanslı diye Vista’yı herşeye rağmen kullanmayı sürdürüyordum. Ancak perşembe günü ortada ciddi hiçbir sebep olmadan sapıtması ve şuurunu yitirmesinden dolayı kendisiyle vedalaşıyorum. Zorunlu olmadıkça daha da vista kullanmam. Yaşasın Ubuntu :)

1 people like this post.

Devrim Arabaları

Başı, sonu, konusu, oyuncuları ile tam bir baş yapıt. Hele ki “Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz” sözüyle unutulmayacak bir film. Bir avuç Türk mühendisin her türlü engel, köstek ve imkansızlığa rağmen yazdıkları destanın devlet ve basın içerisinde yuvalanan -en hafif ifade ile- işbirlikçileri tarafından ortadan kaldırılmasının hikayesi. Nuri Demirağların hüzünlü hikayesi aslında. Yeni tabirle “know-how”ı bize ait bir arabanın yok edilişinin ardından sadece dışarıdan gelen parçaların montajıyla araba yaptığımızı zannetmemiz ne kadar ironik. “Aman siz yapmayın, biz size ucuza satarız” hikayesine kanmak ne kadar acı. Yapıldı mı bilmiyorum ama şu ucak fabrikası hikayemizi ve bu uğurda neredeyse canı alınan Nuri Bey’in hikayesini umarım bir gün bir film haline getirilir.

0 people like this post.

Osmanlı Cumhuriyeti

Ana fikir ve konu güzel, başarılı ancak sanırım filmi Gani Müjde yerine başkası yönetse daha da başarılı olacak gibi. Bazı noktalar durağan ve sıkıcı olmuş. Girişin ve hafif bir gelişmenin ardından hoop diye sonuca çat diye çıkmak iyi olmamış. Padişah rolünü de Ata Demirer’den başkası bu kadar iyi kimse oynayamazdı. Aslında genel olarak “Devrim Arabaları”nda da bu filmde de nasıl Batı’nın oyuncağı olduğumuzu gayet net bir şekilde anlatılmakta. Hele ki Avrupa Birliği’nin kapısındaki rezil-i rüsva durumumuz sanırım daha açık bir şekilde anlatılamazdı. Kısacası eksik, gedikleri çok olsa da izlenesi, ardından da “Vah Türkiyem” diye ağlanası bir film olmuş.

0 people like this post.

Main Square Festival

Festival başlıyor!

Şimdi çıkmak  üzereyiz ve pazar gününe kadar Arras (Lille, Fransa) kentindeki Main Square Festival’deyiz. Pazartesi görüşmek üzere ;)

Festival Hakkında Mümtaz’ın yazısı:
http://www.mumtazdemirci.com/main-square-festival/

Festival hakkında ayrıntılı bilgi:
http://www.mainsquarefestival.fr/2009/?p=51&PHPSESSID=7a9934d48737e70cbd46f9d049cbe9f0

Pazartesi fotoğraf ve izlenimlerle birlikte görüşmek üzere ;)

http://www.mumtazdemirci.com/main-square-festival/
Paylaş / Kaydet

July 01, 2009

Kanye West – Lily Allen – Phoenix – Yuksek – Birdy Nam Nam – Boyz Noize – Ace Out

Yazı dizimiz festivalin Cuma günü sahne alacak gruplarıyla devam ediyor.

3 Temmuz Cuma:
main stage:  Kanye West | Lily Allen | Phoenix | Yuksek | Birdy Nam Nam | Boyz Noize | Ace Out

ace_outAce Out: Sahneye çıkacak ilk grup olan Ace Out, hakkında pek de fazla bilgi sahibi olduğum söylenemez. 2002 yılından beri konser vermekte olan bu grup, çok yakın bir tarihte de ilk albümünü çıkartmış.  Yaptıları müziğin oldukça hareketli olduğunu söylemeliyim. Özellikle “Just Test It” isimli parçaları çok güzel. Youtube’dan izlediğim videolardan anladığım kadarıyla canlı performanslarının da tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.

Boys Noize: Bana hep çok uzak gelmiştir elektronik müzik. Dinlemekten pek de zevk almadığım için yorum yapmam pek mantıklı olmayacak.O yüzden Boyz Noize’u atlıyorum :)

Birdy Nam Nam: Festivalden önce bu gup hakkında da tek kelime duymadığımı itiraf etmeliyim. birdynamnamSevgili Onur’un ısrarla gitmemizi söylediği Birdy Nam Nam’ın,  bu kadar pikap ve mikseri nasıl bu kadar iyi senkronladığı benim için oldukça merak konusu.  Sekiz pikap ve dört mikser kullandıklarını söylersem ne demek istediğimi daha iyi anlaşılır herhalde. Belki Onur yorumlarıyla bu grup hakkında bize daha ayrıntılı bir bilgi verebilir :)

Yuksek: Elektronik müzik yapan bir başka abimiz daha. Adından dolayı acaba Türk mü diye düşünmedim de değil hani. Ama gerçek ismi Pierre-Alexandre Busson’muş . 2005 myspace çıkışlı bir müzisyen olduğunu da belirtelim. Belki müziği hakkında bir şeyler karalamak isteyenler çıkar ve Yuksek’in yaptığı müziği bize anlatır bir gün..

PhoenixPhoenix: Thomas Mars, Deck D’arcy ve Christian Mazzalai üçlüsünde oluşan bir Fransız grup Phoenix. Paris’in varoşlarında Thomas’ın evinin garajında başlamışlar müziklerini yapmaya. Müzikleri için alternatif, indie biraz da elektronik demek mümkün. Patlama yaptıkları parçaları kesinlikle “Everything is Everything” dir. Basit melodisiyle ve akılda kalıcı sözleriyle çok güzel bir parçadır bu. Ayrıca “Victim of Crime” olsun  “If I Feel Better” benim zevkle dinlediğim parçalar. Bu yıl çıkan albümleri “Wolfgang Amadeus Phoenix” in de yılın en iyi albümlerinden bir olarak gösterildiğini belirteyim.Bu yıl çıkan albümleri hakkında  Reset Magazine’de yayınlanan oldukça güzel yazıyı okumanızı da tavsiye ederim.
http://www.resetmagazine.net/resetsayi33/muzik/pho.html

Lily Allen: Kısaca İngiliz müziğinin arıza kızı diyebiliriz Lily Allen için. Aslında 13 yaşında uyuşturucu kullanmayalily_allen başlayan, 15 yaşında esrar sattığı için okuldan atılan biri için arıza demek oldukça hafif kaçıyor galiba. Ama tüm bunlara rağmen ingiliz aksanıyla  söylediği şarkılarını dinlemek, oldukça keyifli Lily Allen’ın.  Önemsiz bir ayrıntı ama myspace sayesinde üne kavuşanlar arasında benim için gelmiş geçmiş en popüler ikinci isim Lily Allen.( Birinci sırada tabii ki Arctic Monkeys var ). Yine ResetMagazine’de çok güzel bir Lily Allen değerlendirmesi var. Okumak isteyenler için:
http://www.resetmagazine.net/resetsayi29/muzik/lily.html

Kanye West: Benim için çok uzak bir müzk türü daha. Birşeyler karalamak istiyorum ama elimden bir şey gelmiyor. Öğrendiğim tek şey  NBA Playoffs’larında oldukça sık duyduğum “Amazing” adlı parçanın Kanye West’e ait olduğu. Bu türde de bir şeyler yazabilecek yeterli bilgiye sahip olmamamdan dolayı pas hakkımı kullanıyorum bir kez daha. Belki birileri yorumlarda bir şeyler karalar..

June 30, 2009

Coldplay – Amy MacDonald – The Ting Tings – M. Ward

Festivalin Perşembe günü sahneye çıkacak gruplarıyla yazı dizimize başlayalım.

2 temmuz Perşembe : M. Ward | The Ting Things | Amy Macdonald | Coldplay

mwardM. Ward: Okuduklarımdan edindiğim bilgiler ışığında Amerikan Alternatif Country Aleminin oldukça başarılı bir temsilcisi olduğunu söylemeliyim. Cat power, The Court & Spark, Jenny Lewis, Beth Orton, My Morning Jacket, John Fahey gibi birçok sanatçıyla yaptığı çok güzel çalışmaları varmış. Ayrıca Norah Jones’un “Not too Late” albümündeki tüm geri vokallerde bu abimize aitmiş.

Kendisinin Post War isimli albümünü dinleme şansım oldu. Özellikle “Right in the Head” isimli parçasının sözlerinin çok güzel olduğunu söylemeliyim. Ayrıca dinlerken albümle aynı isimli “Post War” parçasının da bir yerlerden tanıdık geliyor diye düşündüm. Biraz araştırma sonucu çok beğendiğim bir reklamın müziği olduğunu fark ettim. Erkek ve kızın el ele tutuşup denize atladığı Levi’s reklamını müziği M. Ward’a aitmiş.

Bu güzel reklamı bir kez daha izlemek isteyenler için;

http://www.youtube.com/watch?v=Lk5sBagFzB4

( Hala youtube’a giremiyorsanız Windows XP ya da Vista kullacıları WINDOWS\system32\drivers\etc\ klasörünün içindeki host dosyasını notepad ile açın.Ve dosyanın en alt satırına;

208.117.236.69 youtube.com www.youtube.com    şeklinde yazın. )

tingThe Ting Things: Gayet eğlenceli,dinlenesi bir müzik yaptıkları kesin bu ikilinin.Tarzları hafif pop, hafif de alternatif olarak tanımlansa da onlar yaptıkları müziğe melodramatic popular song diyorlar. Hem Jules de Martino’nun , hem de Katie White’ın vokal yapıyor olması da ilginç bir hava katmış bu gruba. Özellikle “That’s not my Name” isimli şarkılarını dinlerken çok eğlendiğimi söylemeliyim. Hani bazen insan müziği içinde hissetmek, dinledikçe içinin kıpır kıpır olmasını ister ya “The Ting Things” bunu çok güzel sağlıyor bence.

“One Tree Hill” ve “Gossip Girl” dizilerini izleyenler için de bir ayrıntı vermek gerekirse “Shut Up and Let me Go” ve “We Started Nothing” parçaların Gossip Girl’de, “Be the One” ise One Tree Hill’de kullanılıyor. Acaba ben bu şarkıyı daha önce nerede duydum sorunsalını ortadan kaldırmak adına yazıyorum bunları da. Kendim oldukça sık yaşıyorum bari siz yaşamayın :)

Sonuç olarak dinlemesi oldukça keyifli bir grup. “We Started Nothing” isimli albümleri edinilip sıklıkla coşulabilir. Gereksiz bir bilgi de Katie White hakkında: İnanılmaz Hande Yener’e benziyor :)

amyAmy MacDonald: Özellikle her dinlediğimde içimde tatlı bir his uyandıran “This is the Life” adlı şarkısı benim için çok özel bir anlam taşıyor Amy’nin. Aynı “Direc-t” gibi, aynı “The Ting Things” gibi Amy MacDonald’ın yaptığı müzikte insana bir yaşama sevinci, bir dinamizm veriyor. Özellikle şarkılarındaki melodilerin insanı alıp başka diyarlara götürmesi çok olası. Kendisinin İskoç olduğunu ve 87 doğumlu olduğunu da belirtmem gerek :P

Gitarımı alırım,hem çalarım, hem söylerim ekolünden geliyor olması da ayrı bir karizma katıyor bu kıza.

coldplayColdplay: Ve geliyoruz festivalin bana göre en can alıcı grubuna. Kimilerine göre İngiltere’nin gelmiş geçmiş en iyi müzik grubu olan Coldplay, hem beste hem de söz olarak mükemmel olarak tanımlanabilecek, kimisi insana heyecan veren, kimisi melankolik bir ruh haline sokan birçok parçaya imzasını atmış bir grup. Hemen hemen her şarkılarında umudu ve hüzünü aynı anda hissedebiliyorsunuz Coldplay’in. Pink Floyd’un yaptığına benzer sahne şovlarıyla da müziğin sanatsal boyutuna da bir şeyler katma çabalarında olduklarını da söylemeliyim.

Ben Coldplay’i hasta birini tedavi eden doktora benzetiyorum. Öyle ki canınız bir şeylere sıkılmıştır, kafanızı yastığa koyup derin derin düşünmek istersiniz.İşte tam bu anda Coldplay, “Trouble” ile çıka gelir. İçinizde ayrılık acısı vardır, gözünüz hiçbirşeyi görmüyordur.Coldplay bu sefer ”In My Place” der sizlere. Aklınız, sürekli sevdiğiniz insanla meşguldür, platonik ya da değil aşkı kalbinizde yaşıyorsunuzdur. Bu sefer “God Put a Smile Upon Your Face” dir sizi anlatan. Umutsuz bir durumdasınızdır, biraz da olsa umuda ihtiyacınız vardır. İşte tam bu anda doktorunuz sizlere “Don’t Panic” der.

Coldplay öyle bir grup ki dinlediğiniz bütün parçaları sizi belli ölçülerde tatmin etmeyi başarıyor. Çıkardıkları son albüm olan “Viva la Vida” yı dinlerken içinizde oluşan enerjiyi, umudu, acıyı, kabullenişi, sevgiyi tanımlamak kesinlikle imkansız. Coldplay’i diğer birçok gruptan ayıran en önemli özellik, birçok parçalarını harika kliplerle destekliyor olmaları bana göre. “Viva la Vida”, “God Put a Smile Upon Your Face” ,”Don’t Panic” gibi parçalara çekilen klipler, insana adeta kısa film izliyormuş hissi uyandırıyor.

Sonuç olarak inanılmaz bir grup Coldplay. Yazımızı bir Coldplay sözü ile tamamlayalım :)
“Where do we go, nobody knows”

Festival Telaşı (Çadır Nasıl Alınır?)

Festivale yalnızca 2 gün kaldı. Belçika’ya gelirken bu kadar heyecanlanmadığımı itiraf etmeliyim. Rüya gibi bir 4 gün bizleri bekliyor kesinlikle. Son olarak çadır probleminin de çözülmesiyle festivale hazır olduğumuzu söyleyebilirim.

Oldukça gözümüzde büyüyordu bu çadır konusu. Türkiye’den mi getirsek yoksa Belçika’dan mı alsak diye kararsızlık içinde kalıp durmuştuk. Avrupa’da bir çok şubesi bulunan, aklınıza gelebilecek her türlü outdoor malzemesini bulabileceğiz bir marka olan Decathlon’un bir mağazasının da Mons’da olması bize problemin çözümü konusunda çok yardımcı oldu. Decathlon’da çok fazla marka alternatifimiz olmasa da, Türkiye’de bulunmayan ancak oldukça işlevsel çadırlara sahip Quechua’nın bir çok çadır modelini inceleme fırsatımız oldu. Benim gibi daha önce birçok kötü çadır deneyimi yaşamış biri için umarım güzel bir çözüm sunar Quechua.

Türkiye’de gittigidiyor’da sihirli çadır olarak satılan bu çadırların en önemli özelliği kurulumlarının oldukça pratik olması.Çadırı paketinden çıkarıp havaya atıyorsunuz ve kuruluma hazır hale geliyor. Çadırların isimleri bu pratikliği vurgulamak adına “2 Seconds”. http://seconds.quechua.com/index.php5 adresinden bu pratik çadırların tüm modellerini incelemek mümkün. Bizim aldığımız çadır ise yine “2 seconds” serisinin bir modeli. http://www.quechua.com/EN/2-seconds-simple-ii-33683756/ .Bu tür çadırların en büyük derdinin kurulumdan çok toplamak olduğunu okudum birçok sitede. Bunun çözümü içinde kendi resmi sitesinde videolar hazırlamışlar. Bu da oldukça faydalı görünüyor.

4 günlük bu deneyimin ardından umarım bu pozitif düşüncelerim kaybolmaz. Festivalin ardından bu çadır hakkında da bir şeyler karalarım herhalde :)

Daha önce söz verdiğim gibi, festivale katılacak gruplar hakkında da bir şeyler karalama vakti de geldi. Bir sonraki yazımızın konusu bu olsun diyerek bu konuyu noktalayalım.

Belçika’daki Karmaşık Devlet Yapısı

Belçika’ya ayak basalı bugün itibariyle 2 hafta oldu. Farklı bir kültür, farklı bir dil, farklı yemekler, farklı insanlar yani kısaca yeni bir hayat deneyimi burası, bizim için. Rastgeleliğin hüküm sürdüğü bir toplumdan, her şeyi kurallar çerçevesinde ilerleyen sürekli rutinin işlediği bir topluma ayak uydurmanın oldukça garip bir deneyim olduğunu da itiraf etmeliyim. Ama böylesine ilginç bir tecrübeyi tattığım için de memnunum hayatımdan. Geriye dönüp, neler yaşadığımı ve neler hissettiğimi hatırlayabilmek, burada yeni bir hayata başlayacaklara yardımcı olabilmek ya da sadece Belçika’yı merak edenlerin meraklarını giderebilmek adına deneyimlerimi yazmayı planlıyorum, burada.İlk yazımın konusu ise oldukça sıkıcı görünse de Belçika’da ki devlet yapısı olacak. Belçika’nın karmaşık devlet yapısını anlatmaya çalışacağım.

belgium_map

Ülkeyi en genel haliyle iki farklı toplumsal grubun oluşturduğu söylenebilir. Bana göre Belçika’nın en karakteristik özelliği bir çok ilginç kontrastı içinde barındırıyor oluşu. Belçika, Flamanca’nın resmi dil olduğu Flaman Bölgesi, Fransızca’nın resmi dil olduğu Valon bölgesi ve her iki dilin de resmi sıfatını taşıdığı Brüksel başkent bölgesinden oluşuyor. Geçmişe dönüp baktığımızda, ülkede belirgin bir Valon egemenliği gözlemliyorken, günümüze doğru yaklaştıkça, flamanlar çalışkanlıklarıyla ön plana çıkarak Belçika ekonomisindeki ipleri ellerine geçirmeyi başarmışlar. Ülkede Valon egemenliğinin hakim olduğu dönemlere baktığımızda, aristokrasinin izlerini hemen hemen her alanda gözlemlemek mümkün. Bu konuda okuduğum ilginç bir örnek var. Ülke Valon egemenliğindeyken, bir insanın oyu sahip olduğu mülklerin sayısıyla doğru orantılıymış. Yani, 5 mülkü olan birinin oyu 5 oy sayılıyormuş. Bu dönemde Flamanlar’ın ekonomik durumu pek de iyi olmadığından, sayıca fazla olmalarına rağmen yönetimde söz sahibi olmaları söz konusu bile olamıyormuş. Bu sayede Valonlar uzun süre yönetimi ellerinde tutmayı başarmışlar. Daha sonra bu kuralın değişimi ve herkesin oyunun Flaman ya da Valon gözetmeksizin eşit sayılmasıyla, Flamanlar ülke yönetiminde söz sahibi olmaya başlamışlar. Ülkenin geneline hakim bu iki etnik grubun karakteristiklerine baktığımızda ise, çok ilginç detayları gözlemlemek mümkün. Valonlar biraz da Fransız havasının etkisiyle çok daha romantik ve kibar iken Flamanların bu konuyu çok da önemsemedikleri söyleniyor. Ülkede en genel haliyle iki farklı etnik grup olsa da, tamamı Valon Bölgesi’nin sınırları içinde kalan ve Almanya’ya komşu Almanca konuşulan küçük bir topluluk da bulunuyor. Bu bölge Valon bölgesine bağlı olmakla birlikte bazı alanlarda özerkliğe sahip ve yaşadıkları bölgede resmi dilleri Almanca.

June 29, 2009

Pure Data~ : Başlangıç

Pure Data nedir ne değildir ile başlayalım.

Pure Data

Pure Data, kısaca Pd, ses, video ve grafik işleme için gerçek zamanlı görsel arayüzlü programlama dili.

Bu sene stajımı (Erasmus Stajı)  Faculte Polytechnique de Mons TCTS (Sinyal İşleme) Laboratuvarında yapıyorum. Yanında çalıştığımız, bizimle ilgilenen, doktora öğrencisi Nicolas D’Alessandro, öncelikle Pd daha sonra da OpenCorn üzerine çalışacağımızı söyledi.

Pd, Mac üzerinde çalışan aynı amaçlı Max/MSP’nin yaratıcılarından Miller Puckette tarafından yazılmış. Linux, Mac ve Windows üzerinde çalışabilen açık kaynak kodlu programlama ortamı. Geliştirilmesi C üzerinden yapılmaktaymış.

Pd’de, “Patch” (Yama) olarak geçen programcıklar oluşturularak onların üzerinde çalışılıyor. Bunlar bir nevi fonksiyonlar. Hazır fonksiyonlar olduğu gibi fonksiyon da yazmamız mümkün. Aynı Matlab’da olduğu gibi bunda da güzel güzel hazırlanmış yardım dosyaları var. Yardım dosyalarına bakmak için objelerin üzerine sağ tıklayıp “Help” diyebilirsiniz ya da programlama alanında bir boşlukta sağ tıklayıp “Help” derseniz kullanılabilecek bütün nesneleri görebilirsiniz.

Puredata.info’dan indirdiğimiz programı kurmakta herhangi bir sıkıntı yok. Windows’ta da, Ubuntu’da da kullanıyorum ikisi için de çift tıklanarak yüklenecek dosya hazırlamışlar :) Pd-extended kurmanız tavsiye edilir ;)

Programı açtıktan sonra bir konsolumuz, bir de programlama alanımız var.

Pure Data Giriş

Nesnelerimizi menüden “Put” kısmından ekliyoruz. Put -> Object dedikten sonra kutucuğumuzu bir yere tıklayarak bırakıyoruz. içine “osc~ 440″ yazıp boşlukta bir yere tıklıyoruz. Tilda (~) (Türkçe klavyede Alt Gr + ü) bizim sinyalle ilgilendiğimizi söylüyor. Ardından bir nesne daha alıyoruz aynı şekilde Put -> Object’ten. İçine “dac~” yazıyoruz. Bu “Digital to Analog Conversion” demek oluyor ki osc ile 440 Hz frekansında ürettiğimizi sesi duyabilmek için ses kartına çıkış veriyoruz. Objeleri birbirine bağlamak için üst osc’nin altındaki koyu kısımdan dac’nin üstündeki koyu kısımlara kablo çekmeliyiz. Dac stereo olduğu için iki tane girişi var. Objelerin köşelerindeki sınırlanmış kısımları tutup birleştiriyoruz yani.

Bu çektiğimiz kablolar eğer koyu renkli ve kalınsa, sinyal geçiyor demektir, diğer işlemler için daha ince kablo çekilir. Bu bağlantılar otomatik olarak yapılır. Ama her nesneye uygun bağlantı çeşidi farklı olduğu için hepsine her türlü bağlantı yapılamaz. Yani mesela  giriş olarak sinyal alması gereken bir nesneye sayı girişi yapamazsınız.

pd-2

Şimdi konsoldan “compute audio”yu etkin hale getirirsek hoparlörümüzden ses duymaya başlayacağız. Aynı işlemi yapmak için menüden audio on/off seçeneklerini kullanabilirsiniz. İlk “patch”imizi yazmış olduk böylece :)

Artık Pd’ye alıştık! Başlangıç için biraz kurcaladık Pd’yi, bundan biraz daha karmaşık yamalarla biraz daha geniş anlatımlara başlayabiliriz ;) Ya da hazır anlatılmışı olanlara göz gezdirebiliriz :)

Pure Data’ya başlangıç için bu videolar izlenebilir:

Pure Data Beginner’s Tutorial 1

Pure Data Beginner’s Tutorial 2

Videolar Youtube’dadır. Hala Youtube’a girme sorununuz varsa : Youtube Engellerini Aşma

Pure Data için kaynaklar:

Pure Data Topluluk Sitesi
http://puredata.info/


The Theory and Technique of Electronic Music – Miller Puckette

http://www.crca.ucsd.edu/~msp/techniques/latest/book-html/

Programming Electronic Music in Pd – Johannes Kreidler
http://rapidshare.com/files/248029599/Programming_Electronic_Music_in_Pd_-_Johannes_Kreidler.zip

Bir sonraki Pd dersinde görüşmek üzere ;)

Paylaş / Kaydet

GÜNün fıkrası : Erdoğan ve Gül Uçakta

Bir gün, Erdoğan ile Gül uçak yolculuğu yapıyorlarmış.

Erdoğan, Gül’e “uçaktan aşağı 100 lira atıp, bir vatandaşı sevindirebilirim” demiş.

Bunun üzerine, Gül, “Ben ise 10 tane 10 lira atıp, 10 vatandaşı sevindirebilirim” diye atlamış ortaya.

Konuşmaları dinleyen pilot iç geçirmiş ve yanındaki yardımcı pilota dönmüş :
- Su ukalaları duyuyor musun? Ben ikisini aşağı atıp milyonlarca vatandaşı mutlu edebilirim, hala farkında değiller!

Paylaş / Kaydet

June 28, 2009

ESHOTtan Yaz Saati Uygulaması

ESHOT’un 22 Haziran Pazartesi günü başlattığı yaz saati uygulmasıyla, 737 numaralı İYTE-Urla hattı seferden kaldırılmıştır.

735 numaralı Balıklıova-F.Altay hattında ise İYTE’ye yapılan ara seferler durdurulmuştur.

Kaynak: www.iyte.net

O değil de insanlar Zephyr Rock Fest için 735 önünden geçiyor demişler. Eh be Eshot be bir kez daha ayıp etmedin mi sen şimdi insanlara? Hadi İYTE’lileri sevmiyorsun biliyoruz da diğer vatandaşlarına da mı lo lo?

Paylaş / Kaydet

June 22, 2009

Monsta yaşam

Belçika’da yaşam bir garip. Hiç benzemiyor Türkiye’ye. Her şey rutin, herkesin planı belli. İstisnai durumlar bile yok. İnsanlar hiçbir yere, hiçbir zaman koşmuyor. Burada yaşamak için hiç heyecan yok… Bu nasıl hayat arkadaş!

Pazartesi – Cuma, işlerine gidiyor akşam 6 gibi çıkıyor, bir iki bira içtikten sonra 7-8 gibi evlerine gidiyorlar. Saat 8′den sonra açık dükkan bulamıyorsun. Bırak dükkanı, cuma akşamına kadar insanlar da yok dışarıda. Cuma akşamı ise bütün haftanın acısını çıkarıyorlarmış. Gece 3-4′e kadar içiyorlar. Sosyallikten anladıkları tek şey içmek :) Bir de buranın olayı ilginç. İnsanlar bardan birasını alıp sokağa çıkıp içiyor, dolayısıyla sokaklar gayet süslenmiş, püslenmiş “artist” abilerimiz ablalarımızla dolu. Cumartesi günü de içmeye gündüzden başlayabiliyorlar. Cumartesi günü de tüm gün içince pazar günü tatil oluyor, ortalıkta in cin top oynuyor. Öyle boş ki sokaklar, otobüsler bile çalışmıyor. Pazar dinleniyorlar. Pazartesi tekrar işbaşı. Gerçi pek çalışılabilecek bir şehir gibi değil ve insanlar burada ne iş yapar bilimiyoruz! Nasıl bir hayat bu henüz anlamış değiliz!

Burada yemeklere alışamadık henüz. Döner piyasası tamamen Türklerin. Heralde hepsini bir gün denedik. Bizi kazıklayan da oldu aralarında, telefonunu verip istediğin zaman ara diyen de… Ama buranın dönerleri bir farklı, bizim döner gibi değil. Hemen hemen bütün yemeklerde/sandviçlerde olduğu gibi soslarla bezenmiş durumda. Daha sadece bir kere doğru düzgün yemek yedik sayılır. Buranın vatandaşları öğle aralarında da sürekli sandviç yiyorlar. “Baguette” dedikleri bir ekmek var her gün her gün onun içinde garip soslu bir şeyler yiyorlar. Bütün gün patates kızartması yiyorlar. Az buz da yemiyorlar, döner yersin onun içinde bile mi patates olur arkadaş!

Gelelim Belçika birasına :) Binlerce bira varmış burada çeşit olarak. İlk içtiğim bira vişneliydi ve hafif bir şeydi mesela. Adamların %12 lik falan biraları. Bir de pipetle falan içiyorlar bazen, sarhoş olmak için sanırım! Çok deneme şansımız olmadı henüz ya zamanımız var deneriz.

Belçika çikolatası da çeşit çeşit :) Denemeye başladık onu da en güzelini buluncaya kadar deneriz. Türkiye’ye neler getireceğimizi bilmek lazım değil mi :)

Merak ettiğim çok şey var bu şehirle ilgili. İnsanlar her gün evlerinde ne yapıyor? Ne yiyorlar? Nasıl geçiniyorlar?

Bu soruların cevaplarını öğrenmeye çalışırken Fransızca da öğrenmek şart. Yoksa hayat burada daha da zor!

Buranın havası İzmir’den beter. Sabah yağmurla uyanıyorsun. Bakıyorsun akşam güneş yakmaya başlamış. İzmir için söylenen söz burada da geçerliymiş, buranın da havasına ve kızına güven olmazmış, ben demiyorum onlar diyor :) Hava da bir garip. Burada hava 10 buçukta falan kararıyor. Sabah 6 gibi aydınlanıyor. Bir de öyle yaz gibi falan değil. Gölgede dursan üşürsün. Bu nasıl yaz?! İzmir’de olsaydım ne güzel çıkardık sahile otururduk gece geç saatlere kadar…

Daha nice Mons günleri, geceleri bizi beklemekte :) Öğreneceğimiz ve paylaşacağımız çok şey var daha ;)

Paylaş / Kaydet

June 20, 2009

firmware denen güzel şey

firmware. içsel yazılım diyebiliriz.. /yeni bir terim kattım türkçemize ne mutlu bana*/
firmwareler kimi donanımların içerisinde gömülü olup işletim sisteminizle göremediğiniz içinde gezemediğiniz dosyalarını göremediğiniz bir tür kodlar dizisiir. aha bunlar cd-dvd-bluera-hddvd vs sürücünüz/sidiraytır/ modem ki yazma sebebim mp3 playerınız ve hatta evdeki vhs sürücünüz /hala duruyorsa/..
neyse velhasıl kelam mücmir sebeplerden çektiğim sıkıntıyı geçen gün kolayca hallettim firmware güncellemesi sayesinde.

eğer airties 205 tt modeniz varsa acil güncellemeyi gözden geçirim derim.tt ibaresi modemin telekomdan promosyonla alındığını göstermekte.
güncelleme için www.airties.com.tr
diğer airties modemleri için de yenileme iyi gelir.
siz de pek çok ufak sorunu bu güncellemelerle çözebilirsiniz.

kolaylıklar. afanficak.

June 19, 2009

Monsta ilk haftasonuna doğru

mons-logo

Salı akşamı vardığımız Mons’ta ilk haftasonumuza yaklaşıyoruz. Dün Carrefour’a gittik alışveriş için. Türkiye’dekilerden hiçbir farkı yok, tasarımına kadar! Bugün de Jemappes’deki MediaMarkt’a gideceğiz. Haftasonu için Brüksel planı var. Yavaş yavaş Fransızca öğrenmeye de başladık. Şimdilik bu kadar, “au revoir”! :)

Paylaş / Kaydet

June 17, 2009

120

Bir kahramanlık destanı… 120 küçük kahramanın, Erzurum – Van arasındaki dağlarda vatanı kurtarmak için canını hiçe sayanların hikayesi. Güzel, akıcı, yerli yerinde bir film bence. Bir kısmıdan hafifte olsa gülümseten, ama çoğunlukla nemli gözlerle izleyebileceğiniz bir film. Bu vatanın nasıl kurulduğunu, kurtulduğunu, içten ve dıştan kimlerin bu ülkeyi hancerlediğinin bir örneği. Tabii bu filmi izledikten sonra o sınır kapısını açalım diyerek bubama şubama obamaya sürtünenlere de selam olsun buradan…

0 people like this post.

Erasmus Stajında ilk gün

Bugün staja başladık. Masamız var. Neler yapacağımız hakkında öğle yemeğinde konuşacakmışız. Öğleye kadar müsaitiz. Şimdilik internette geziniyoruz.

İnternet biraz hızlı gibi geldi ben de test yapayım dedim. Aşağıdaki sonucu görünce insanın kalbi duracak gibi oluyor!

Paylaş / Kaydet

Belçikada ilk gün

Dün akşam Türkiye saati ile 6 gibi başlayan yolculuğum bugün Belçika Saati ile 3 gibi bitti. Şu anda bu satırları Faculte Polytechnique de Mons (FPMs) yurdundaki odamdan yazıyorum.

Uykusuz bir gecenin ardından İstanbul’dan TSİ 6.40′da başlayan uçak yolculuğumuz biraz gecikmeyle Münih havaalanından aktarmasından sonra Brüksel’de yerel saatle 12.30 (Türkiye’den 1 saat geri) sularında tamamlandı. Önce FPMs Erasmus Ofisini bulmaya çalıştık. İngilizce bilen birilerini bulamadağımız için sıkıntı çektik. Birine soruyorsun anlamıyor, öbürüne soruyorsun Fransızca anlatmaya çalışıyor, başka biri el kol hareketiyle gösteriyor. Aynı yeri soruyorsun ama hepsi farklı yeri gösteriyor! Sonunda İngilizce bilen bir arkadaş bulduk da gösterdi sağolsun. Erasmus ofisine de boşuna gitmişiz. Burada yapılacak hiçbir şey yokmuş. Ama yurdu tarif ettiler ve harita verdiler sağolsunlar.

Yurdu bulduk bulmasına da, yurt bir ilginç. Odalar yenilenmiş gerçi ama temmuza kadar burada eğitim devam ettiği için insanlardan bize yer kalmamış eski odalardan Mümtaz’a 8. kattan bana 9. kattan bir yer verdiler. 15 gün sonra yenilenmiş odalara geçireceklermiş. Yurtla ilgilenen bayan da İngilizce konuşabilmek için kasıyor.

Sonra çarşıya çıkalım dedik telefon etmek ve yemek yemek için. Buranın operatörlerinden Proximus’tan bir SIM Kart aldık. Tak kullan hesabı, hiçbir bilgi istemeden 10 Euro karşılığında 10 Euro’luk bir kontörlü kart mantığında bir kart veriyorlar. İlk aldığında hemen kullanılabiliyor ve aldığın haliyle 10 Euro’luk görüşme yapabiliyorsun. Türkiye için dakikası 0,149 Euro gibi ücreti var.

Ardından biraz dolaştık ama yemek yiyecek yer bulamadık! Baya dolaştık ama yine bulamadık. Meğersek şehir meydanına değil ters yöne yürüyormuşuz. Tabi yine İngilizce bilenler bulamadığımız için oldu. Döndük ettik derken, bilmediğimiz bir şey yemeyelim dedik McDonalds’a girdik. Dönercileri henüz bulmuş değiliz. Kısmetse yarın :)

Mons öyle bir yer ki yaşlısı genci hiçkimse doğru dürüst İngilizce bilmiyor! Dert anlatmak dert! Bu gidişle Fransızca öğrenir geliriz. Ayrıca burada hayat pahalı biraz. Türkiye cidden çok ucuzmuş. Türkiye’deki ürünlerin fiyatı sayısal olarak burada da aynı ancak para birimi Euro’ya dönüşüyor. Bu kadar demek oluyor ki yaklaşık 2 kat : )

Başladık bakalım yeni bir maceraya…

Paylaş / Kaydet

Türkçenin Kuralları

  • Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.
  • Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar.
  • “gelcem, gitcem, gidiyom” denmez “geleceğim, gideceğim, gidiyorum” denir.
  • “Herkez” denmez “herkes” denir.
  • “Yaaaa” çok laubali bir sözdür.
  • “bU şEkiLDE” yazmak sadece okuyanı yorar.
  • “Yanlız” değil “Yalnız” denir.
  • “ğ” harfi “g” şeklinde yazılamaz.
  • “Bende, sende” denmez, “Ben de, sen de” denir.
  • “Dahi” anlamındaki “de” ayrı yazılır.
  • “Geldimi?” yazılmaz “Geldi mi?” yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. “OKmi?” değil, “Tamam mı?” denir.
  • “ahmet, belgin, duru” denmez. “Ahmet, Belgin, Duru” denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır.
  • “ki” eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır.
  • “v” yerine “w” yazılmaz…

    Paylaş / Kaydet

    June 09, 2009

    Yurtdışında Para Çekme ve Banka Kartı Kullanımı

    Şimdi reklamlar…

    Öğrenciler için en iyi çözüm Citibank’ta :)

    Reklamları bitirdik efendim…

    1 hafta sonra Belçika’da Erasmus Stajım başlıyor. Yanıma para almak ve yüklü parayla dolaşmak istemediğim için araştırdım ettim yurtdışına para aktarımı nasıl olur nasıl olmaz diye.

    Bu konuda yüksek komisyonlar(140 Euro’ya 40 Euro gibi dehşet vahşet rakamlar ) isteyen Western Union ve Moneygram dışında çözümler aradım. İş Bankası Maksimum Visa kartımızla alışveriş yapmamız mümkün, ancak kur farkından dolayı orada yaptığınız alışveriş İş Bankası kurlarından TL’ye dönüştürülüp önünüze yüksek rakamlar gelmekte. Bunun dışında Visa‘dan direk para çekebilmek de mümkünmüş. 100 Euro’ya yaklaşık 6-7 Euro gibi bir komisyonla Visa ATM’lerinden direk para çekebilirmişiz. Ama tabi kur dönüşüm sorunu yine var.

    Bunları öğrendikten sonra yurtdışında da olan bankaların küresel bir hesap açıp açamayacaklarını öğrenmek istedim. Belçika bankası olan Fortis‘ten başladım işe ama maalesef buradaki Fortis‘in bağlantısı yokmuş ve işlemler başka bankalarmış gibi yürütülüyormuş. İnternette biraz araştırmanın ardından HSBC’ye gittim. Böyle bir sistemin olduğunu ve sadece aylık 4,5 TL hesap işletim ücreti aldıklarını söylediler. Ancak burada TL hesabı açıyorlarmış yani kur sorunu var yine İş Bankası’nda olduğu gibi. HSBC de mantıklı olmayınca Citibank’a geçtim.

    Citibank‘ta Global Öğrenci Paketi diye bir şey var. İnternet sitelerinde düşük komisyonlarından bahsediyor ama sanırım müşteriye ve duruma göre değişebiliyor. En iyisi bankaya gitmek.

    http://www.citibank.com.tr/TRGCB/JPS/portal/LoadPage.do?Warea=CGTScreen&ad=ad_CGT

    Global Öğrenci Paketi’nde bir kereye mahsus 80 Dolar hesap açılış ücreti ve yıllık 50 Dolar hesap işletim ücreti karşılığında buradan yatırdığınız parayı dünyanın her yerindeki yüzlerce Citibank ATM’sinden komisyonsuz olarak çekebiliyorsunuz. Staj için 3 aylığına yurtdışında bulunurken, bu kadar komisyonun nesi mantıklı diye düşündüm tabi. 80 Dolar’a yurtdışı seyahat sigortanızı ve yurtdışı çıkış harçlarını da yatırıyorlarmış. Bunları ben yatırmıştım zaten. AXA Sigorta‘dan 56 TL karşılığında 92 günlük sigortamı yaptırdım. İş Bankası‘ndan da (çoğu alıyor ama her banka almıyormuş çıkış harcını Garanti alıyormuş mesela) 15 TL karşılığında yurtdışı çıkış harcımı yatırdım. Şengen vizesi için sigortayı şart koşuyorlar. Yurtdışına ne amaçla çıkarsanız çıkın 15 TL yurtdışı çıkış harcını vermek durumundaymışız. Ama sürekli giriş çıkış yapanlardan bu ücret bir daha alınmıyormuş diye duydum.

    Sonra Citibank bana şöyle bir öneride bularak gönlümü çeldi. Hesabıma açılışta 2500 Dolar /~1800 Euro yatırırsam 80 Dolarlık bedeli almayacağını söyledi. Ayrıca yurda dönünce de Euro hesabıma TL hesabı da ekleyerek herhangi bir faturaya otomatik ödeme talimatı verirsem yıllık ücret de vermeden bu komisyon işinden tümüyle yırtabileceğimi belirttiler. Tabi böyle güzel bir öneriyi kaçırmadım hemen gittim muhtarlıktan ikametgah senedi alıp kimliğimle Euro hesabımı açtırdım. Yurdışına çıkarken bu miktar üzerinden yanıma almak istediğim kadarlık bir kısmını çekmeme de olanak tanıdılar. Bu da güzel tabi. ATM arayıp bulmadan önce lazım olabilir biraz nakit.

    Baktım Mons’ta 5-6 tane Citibank şubesi varmış zaten o da güzel oldu. Ayrıca baya yerde de ATM’leri varmış. Güzel oldu bu da.

    Eksiklerimizi tamamladık işlerimizi yoluna soktuk. Akrabalara veda ziyaretlerini tamamladık, arkadaşlar kaldı. Bir aksilik çıkmazsa 16’sında Belçika’dayız. Hadi bakalım hayırlısı :)

    Paylaş / Kaydet

    June 06, 2009

    Main Square Festival

    Avrupa’daki müzik festivalleri hakkında az da olsa bilgi sahibi olanlar, hemen ülkemizdeki festivalleri sorgulamaya başlarlar. Öyle ki Avrupa’da bir çok festivalde ancak alternatif sahnede yer bulmayı başaran gruplar, ülkemizde ana sahnede yer alırlar, günlerce gündemi meşgul ederler. İşte bu noktada dünyanın en leziz müzik gruplarını bir araya getirmeyi başaran bir festivalde doyasıya müzik keyfi yaşamak, her müziksever gibi bizim de hayalimiz oldu her zaman. Yazı Belçika’da geçireceğimizin kesinleşmesinin ardından ise, hayalimizi gerçekleştirme fırsatı ayağımıza kadar gelmişti. Hemen hangi festivalin bizim için en uygun olduğunu araştırmaya başladık. Dikkatimizi çeken ilk festival Belçika’da yapılan “Rock Werchter” di (2-3-4-5 Temmuz). Line-up’ ı tek kelimeyle olağanüstü olan bu festival için bilet bulmak adına her yolu denesek de başarılı olamadık. Festivalin 4 günlük kombine fiyatının 160 euro olduğunu ve bizim bilet bulamadığımız tarihinde festivalden 2,5 ay önce olduğunu belirtmeliyim. Ülkemizde biletlerin bu kadar önceden bitmiş olmasına hiç alışık olmadığımızdan, oldukça şaşırdığımızı itiraf etmem gerek.

    ROCK WERCHTER LINE-UP

    2 temmuz perşembe

    main stage: the prodigy | oasis | placebo | dave matthews band | lily allen | eagles of death metal

    pyramid marquee: tiga | pendulum | laurent garnier | fleet foxes | emiliana torrini | expatriate

    3 temmuz cuma

    main stage: coldplay | the killers | bloc party | elbow | amy macdonald | white lies | just jack

    pyramid marquee: lady gaga | arsenal | jason mraz | the streets | m. ward | priscilla ahn | henry rollins spoken word

    4 temmuz cumartesi

    main stage: 2manydjs | kings of leon | nick cave and the bad seeds | franz ferdinand | limp bizkit | rodrigo y gabriela | social distortion | triggerfinger

    pyramid marquee: boys noize | grace jones | katy perry | mogwai | yeah yeah yeahs | regina spektor | jasper erkens

    5 temmuz pazar

    main stage: metallica | nine inch nails | kaiser chiefs | black eyed peas | the mars volta | seasick steve | mastodon | metro station

    pyramid marquee: milk inc.| röyksopp | ghinzu | the script | lady linn & her magnificent 7 | de jeugd van tegenwoordig | the hickey underworld

    “Rock Wechter” e gidemiyeceğimizi anladıktan sonra alternatifleri araştırmaya başladık. Yine aynı tarihlerde düzenlenecek olan  ve line-up’ı “Rock Werchter” e oldukça benzeyen “Roskilde” dikkatimizi çeken diğer festivaldi. Werchter’in aksine biletlerin bitmemiş olması da Roskilde’ye gitme ihtimalimizi arttırıyordu. Ancak biletlerin kamp yeri dahil yaklaşık 300 euro olması Roskilde’yi de alternatiflerimizin dışına itti. Roskilde ve Werchter’in  line-up’larının çok benzer olmasının sebebini araştırınca karşımıza dünyaca ünlü “Live Nation” adlı organizasyon şirketi çıktı. “Live Nation” ın sitesine girip küçük bir inceleme yapınca yine aynı tarihlerde, line-up’ı “Roskilde” ve “Werchter” e oldukça benzer bir festival daha keşfettik: Main Square Festival.

    Fransa’nın kuzeyinde,Lille’e çok yakın bir yerde olan Arras’da düzenlenen bu festival bizim için mükemmel bir alternatif oluşturuyordu. Mons  ve Arras arasının yaklaşık 100 km olması ve kolay şekilde festival alanına ulaşacak olmamız bizim için önemli ayrıntılardı. Ayrıca festivalin “Roskilde” kadar pahalı olmayan biletleri(200 Euro), yapabileceğimiz en iyi tercihin “Main Square”  olduğunu gösteriyordu. Biz de bunun sonucu olarak 4 günlük festival ve kamp yeri biletlerimizi satın aldık. Festivalin Line-up’ını yazacak olursam;

    MAIN SQUARE FESTIVAL LINE-UP

    2 temmuz perşembe

    main stage: m. ward | the ting things | amy macdonald | coldplay

    3 temmuz cuma

    main stage: sebastien tellier | birdy nam nam | phoenix | lily allen | kanye west

    4 temmuz cumartesi

    main stage: crookers | expatriate | ghinzu | gossip | bloc party | kaiser chiefs | placebo

    5 temmuz pazar

    main stage: katy perry | justin nozuka | michael franti | duffy | franz ferdinand | moby | lenny kravitz

    Werchter kadar görkemli olmasa da bizim için oldukça harika bir line-up bu. İlerleyen günlerde festivale katılan tüm grupları ayrıntılı bir şekilde tanıtan bir yazıyla tekrar karşınızda olacağım. Şimdilik bu kadar..

    June 05, 2009

    Belçika Vizesi Alırken Yaşadıklarımız

    Daha önceki yazımda da kısaca değindiğim gibi, Gün ile beraber bu yaz yapmamız gereken zorunlu stajı 16 Haziran – 12 Eylül tarihleri arasında Mons’da yapıyoruz. Mons Belçika’nın güneyinde bulunan küçük bir şehir. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla Belçika’nın Fransızca konuşulan bölümünde bulunan Mons’un, bulunduğu bölgenin ismi “Le Borinage”. Şehirde iki üniversite bulunuyor. İlki bizim de staj yapacağımız üniversite olan “Faculté Polytechnique de Mons”, ikincisi ise “Universite de Mons-Hainaut”. Shape adlı nato karargahı da bu şehirde bulunuyor. Kısa bir Mons tanıtımından sonra, çok zorlu bir süreç olan vize alma sürecinden bahsetmek istiyorum.

    Bundan 3 ay kadar önce, bana Avrupa’nın en zor vize alınan ülkesinin neresi olduğunu sorsalar, tahmin hakkımı kesinlikle Fransa’dan yana kullanırdım. Fransa’nın aşırı diplomatik görünen işleyişi, türkler konusunda hiç de olumlu fikirlere sahip olmamaları benim bu tezimi destekleyecek en önemli parametreler olurdu herhalde. Belçika ise böyle bir sorudan sonra aklıma bile gelmezdi. Ancak şu an böyle bir soruyla karşılaşsam, gözlemlerime dayanarak Belçika cevabını doğrudan verebilirim. Böyle düşünmemin en büyük sebebinin vize alma sürecinde İKS’nin oynadığı rol olduğunu söyleyebilirim. İKS bir çok ülkenin vize başvurularını alan ve bunları konsolosluklara ileten şirket. Kafamıza takılan her soruya yanıt alabileceğimiz tek yer olan İKS’nin, her aradığımızda farklı anlamlar çıkarabileceğimiz cevaplar vermesi bizim çileden çıkmamız için yetti de arttı bile.

    Vize alma sürecinde karşılaştığımız ilk problem ne kadar süreli vize alacağımızdı. Erasmus programı en az 90 günlük bir staj yapılmasını istiyordu ancak vize alma sürecinde de 90 gün ve üstü bir süreç oldukça problemli görünüyordu. 90 günün üstü bir süreçte istenen belgelerin artması, ve ekstradan almanız gereken oturma izni ciddi bir problem olarak duruyordu karşımızda. Şanslıyız ki okulumuzun uluslararası ilişkiler ofisi 88 gün yapacağımız stajlarında başarılı kabul edileceğini söyledi ve aklımızdaki ilk problem böylece çözülmüş oldu. 88 gün yapacağımız belli olmuştu  ama hangi tarihler arasında yapacağımız hala belli değildi. Gidiş ve dönüş tarihlerimizi belirlerken baktığımız tek şey hangi tarihler arasında daha ucuza uçak bileti alabileceğimizdi. Bu amaçla Gün de ben de bayağı internet sitesi gezdik. O an ki şartlarda en avantajlı bileti 16 Haziran gidiş, 12 Eylül dönüş tarihi olan Lufthansa sağlıyordu. İlginçtir Lufthansa’dan tek gidişlik bir bilet için arama yaptığınızda 1000 TL gibi bir miktarla karşılaşırken, gidiş-dönüş araması yaptığınızda 380 TL’ye kadar bilet bulmak mümkün oluyordu. Biz de bu durumda gidiş dönüş uçak bileti aldık tabii ki :) Biletlerimizi aldıktan iki gün sonra Pegasus’un Brüksel’e seferler yapmaya başlaması, üstelik bunu çok daha ucuza yapıyor olması bu süreçte karşılaştığımız ilk şanssızlıktı. Pegasus’un fiyatından çok bizi ilgilendiren özelliği bagaj sınırının,Lufthansa’da ki gibi 20 kg değil de 30 kg olması ve aktarmasız direk Brüksel’e gidiyor olmasıydı. Bir an biletlerimizi iptal ettirip, Pegasus’tan biletleri almayı düşünsek de, ikimizin de istediği son şey yeni problemlerdi.

    Gideceğimiz tarihlerin belli olmasında sonra vize alma sürecinin nasıl işlediği konusunda bilgi edinmeye başladık. Benim ilk karşılaştığım site aynı bizim gibi Erasmus’la staj hareketliliğinde bulunmuş, bize bu süreçte büyük yardımları bulunan sevgili Ekin’in sitesiydi( http://ekinklch.blogspot.com ). Ona bu süreçte neler yaşadığı hakkında oldukça fazla soru barındıran bir mail attım. Sağolsun o da hepsine hiç üşenmeden cevap vermekle kalmayıp, oldukça yol gösterici öneriler de sunmuş bizlere. Bir çok yerde önce randevu alıp istenen belgeleri öğrenmemiz gerektiği söylense de biz yine burnumuzun dikine giderek belge toplama işine yavaş yavaş başladık. İhtiyacımız olan en önemli belge o üniversiteden edindiğimiz ıslak imzalı kabul belgesiydi. Üniversitemiz belgenin faksını kabul etmiş olsada, konsolosluk belgenin orjinalini istiyordu. Bu yüzden en kısa sürede belgeyi edinmemiz gerekiyordu. İşin içine girdikten sonra, daha önce Belçika vizesi almak konusunda tecrübesi olanlar çok da fazla süremizin olmadığını söylemeye başladılar. Ama insan inanmak da istemiyordu çok da fazla süresinin kalmadığına, tarihe bakıyorduk daha Nisan’ın 25′iydi. Nerden baksan yaklaşık 50 günümüz vardı önümüzde. İnternette eksiduyuru’da soruyorduk, ekşisözlük’te daha önce Belçika’ya gitmiş olanlara soruyorduk, hepsi acele etmemizi, Belçika’nın problemli bir ülke olduğunu söylüyorlardı. Hangi belgelere ihtiyacımız olabileceğini internetten öğrenmeye çalıştık.

    İnternette hangi belgelere ihtiyacımız olabileceğini araştırırken, baktığımız en önemli şey hangi belgeleri İzmir’den alabileceğimizdi. Hemen hemen tüm vize başvurularında istenen Sağlık Raporu’nu İzmir’den alabiliyoruk. Başlangıçta bu raporu konsolosluğun anlaşmalı olduğu Ankara’daki bir hastaneden alacağımızı sansak da, İzmir’de de konsolosluğun anlaşmalı olduğu bir doktor olduğunu öğrendik. İzmir’de Belçika Konsolosluğunun anlaşmalı oldu doktor Tuncay Filiz( http://www.drtuncayfiliz.com ). Hemen arayıp randevu talep ettik. Çok kısa bir süre içerisinde sağlık raporumuzu almayı başarmıştık. İnternette okuduğumuz kadarıyla, İstanbul’da Alman hastanesinden alınan bu belge için istenen 300 TL ve Ankara’da Med-Lab’dan aslınan bu belge için istenen ücret 230 TL yanında, İzmir’de bu belge için ödediğimiz 80 TL oldukça şirin duruyordu:) Aynı gün randevu almak için İş Bankası’na  40 ytl yatırdık. 5 lira da banka masrafınının olduğunu hatırlatayım. Bankaya gidip “Belçika Konsolosluğu için randevu ücreti yatırmak istiyorum” dendiğinde onlar yardımcı oluyorlar zaten. Hesap numarasını arayıp bulmaya hiç gerek yok. Bankadan aldığımız dekontta ki pin kodu çok önemli. Bundan sonra vize başvurusu yapacaklar için de küçük bir hatırlatma yapayım, parayı yatırdığınız gün randevu alamıyorsunuz, ertesi gun aramanız gerekiyor.

    Sağlık raporunda olduğu gibi olmazsa olmaz diğer belgemiz pasaporttu. Pasaportu herhangi bir Emniyet müdürlüğünden almak mümkün. Bizde bizim için en uygun olan Urla Emniyet Müdürlüğü’nü tercih ettik. Okulumuzdan bir yazı aldık ve Urla Vergi Dairesi’nin yolunu tuttuk. Onlar bu belgeye istinaden, Urla Emniyet Müdürlüğü’ne bir yazı yazdılar. Bu belge sayesinde pasaport için ödememiz gereken 1 yıllık harç tutarı 180 TL’yi ödemekten kurtulduk. Yalnızca 90 TL’lik bir defter parası ödeyerek de, pasaportlarımızı almış olduk.

    Artık pasaportumuz ve bankadan aldığımız dekont elimizde olduğuna göre, İKS’den randevu alabilmek için hiçbir engel kalmamıştı önümüzde. İKS’den  212 340 44 32 numaralı telefonu arayarayak randevumuzu alınıyordu. Defalarca 88 gün burslu olarak  üniversitede staj yapacağımızı söyledim karşımdaki görevliye. Karşımdaki görevli de defalarca teyit istedi benden. İstenen belgeleri telefonda sayarken ilk şoku pasaportta yaşadım. Pasaport için istenen geçerlilik süresi vize başvurusundan itibaren 1 yıldı. Pasaportu daha yeni aldığımızı, vize başvurusundan itibaren 11 ay 20 gün geçerli olduğunu belirttim. Bunun kabul edilemeyeceğini, pasaportumuzun süresinin uzamasının gerektiğini anlattı bana, karşımdaki görevli. Gerekli tüm belgeleri anlattıktan sonra mail adresime, gerekli belgelerin bir listesi yollandı. Gelen mailin altındaki not çok dikkat çekiciydi:  ”İşlem süresi ortalama 2 aydır. İstisna durumlarda uzayabilir.” .Bu not bizi iyice telaşlandırmıştı. Hemen tekrar İKS’yi aradık. Bu kez başka bir bayan telefonu açtı ve o bayana da 88 günlük burslu olarak staj yapacağımızı belirttim. Ve en altta da vizenin ortalam 2 ayda çıkacağının yazdığını, bizim ise 1 ayımızın kaldığını anlattım. Karşımdaki bayan çok sakin bir şekilde bunun normal olduğunu, kimi vizelerin çok daha erken çıktığını söyledi. Ancak kafamızda hala ya vizelerimiz yetişmezse soruları vardı.

    Bizden istenen belgelerin ayrıntılı bir incelemesini Gün kendi sitesinde yaptı (http://gun.iyte.org) . İsteyen o siteden de ayrıntılı bilgi edinebilir. Pasaport süremizin istenen tarihe kadar geçerli olmamasından dolayı pasaport süremizi uzatmak durumundaydık. Bu amaçla okuldan tekrar yazı alıp yukarıda anlattığım işlemleri tekrar yaptık. Bana gelen mail de istenen belgeler olarak,” 2 adet  vize başvuru formu”,” Pasaportun yazılı damgalı tüm sayfaların ikişer kopyası”, “3 adet vesikalık resim”, “Başvuru tarihinden itibaren 1 yıl geçerli pasaport”,” Ankara’daki Adli Sicil Genel Müdürlüğünden yabancı dilde alınmış iyi hal kağıdı aslı ve 2 fotokopisi”,”Sağlık raporu aslı ve 2 fotokopisi”, “Kabul belgesi aslı ve 2 fotokopisi”,”Burs belgesi aslı ve 2 fotokopisi” yazılıydı. Belgelere baktığımızda birçoğu elimizde vardı zaten. Ama kabul belgemizi hala istememiştik Belçika’dan. Hemen Barış Hoca’nın yanına gidip, gideceğimiz üniversitenin Erasmus sorumlusuna mail atmasını rica ettik. Kendi üniversitemizden burslu olarak gittiğimize dair belge alacak olmamıza rağmen, ordan da böyle bir belge istememizin doğru olacağını düşündük. Onlar da aynı gün içinde belgeleri imzalayıp bizlere yolladılar. İnternetten yaptığımız araştırmalardan 6 gün içinde elimize ulaşacağı yazıyordu. Ancak aradan 10 gün geçmiş olmasına rağmen elimize hala belge ulaşmamıştı. Vize randevu günümüze de yalnızca 5 gün kalmıştı. Birçok yere telefon ettik ama belgenin neden hala gelmediğine ve şu an nerede olduğuna bir cevap bulamadık. Tekrar Barış Hoca’nın yanına gidip bir mail daha yazmasını rica ettik. Karşı taraf yine çok hızlı şekilde cevap yazdı. Saat 4 gibi belgenin DHL ile tekrar kargonlandığını söylediler. Ve ne kadar şanslıyız(!) ki saat 4:25′de Uluslararası İlişkiler Ofisi’nden  Özge Hanım aradı ve belgemizin geldiğini söyledi :D Kabul belgelerimiz geldikten sonra geriye pek de fazla problemimiz yok gibi görünüyordu. Ankara’da 2 gün kalacaktık ve ilk gün Adli Sicil Genel Müdürlüğünden almamız gereken yabancı dilde alınmış iyi hal kağıdını alacaktık. Diğer günde belgeleri teslim edip İzmir’e dönecektik.

    13 Mayıs çarşamba günü, akşam otobüse bindik ve Ankara’ya gittik. İndiğimiz andan itibaren koşuşturmacayla Kızılay’a gittik. Ordan Sıhhıye’ye geçtik. İnternetten öğrendiğimiz kadarıyla belgeyi almamız gereken yer Sıhhıye’deydi. Ama Adalet Sarayı’na gidince öğrendik ki yabancı dilde sicil kağıdı burdan alınmıyormuş. Bizim gibi oraya gidip bu belgeyi almaya çalışan çok fazla insan olmalı ki elimize daha önceden hazırlanmış bir adresi verdiler. Adres Kızılay’da Kumrular cadddesini işaret ediyordu. Tekrar Kızılay’a döndük. Belgeleri alabilmek için dilekçelerimizi teslim ettik. Öğleden sonra 3:30′da alabileceğimizi söylediler. Saat 3 gibi gittik, belgeleri beklemeye başladık. Birkez daha o kadar şanslıydık ki (!) belgeleri ancak 4:30 gibi alabildik. Bir de bu belgelerin tekrar Sıhhıye’deki Adalet Bakanlığı’ndan onaylanması gerektiğini öğrenince sinir katsayımız tavan yaptı. Koştur koştur tekrar ilk geldiğimiz yere döndük. Uzun uğraşlardan sonra yabancı dilde iyi hal kağıtlarını almayı başarmıştık.

    Bir önceki günün yorgunluğu hala üzerimizde olmasına rağmen saat 8 gibi Kızılay’da Gün’le buluştuk. Randevumuz saat 9:15 de idi. İKS’nin vize başvuru merkezi Gaziosmanpaşa’da,Mahatma Gandhi Caddesi üzerindeydi. Buraya ulaşmak isteyenler için, Kızılay’da Güven Park’ın önünden 408 numaralı otobüslere binin. Şoföre söylediğinizde o sizi uygun yerde indiriyor. İndiğiniz yerden itibaren dümdüz yukarı yürüyün. Yaklaşık 500m ilerde McDonalds var. Orda sorduğunuz herkes size başvuru merkezini gösterecektir. Saat 9:00 gibi vize başvuru merkezindeydik. Vize başvuru merkezine girmemizle istenmeyen sürprizler arka arkaya gelmeye başladı. Masada duran ilk görevli belgeleri incelemeye başladığında bizim 90 gün üzeri için belge topladığımızı belirtti. Adeta şoke olmuştuk. Randevuyu alırken Gün’de yanımdaydı ve ikimizde emindik ki 88 günlük bir vize istemiştik. Belge toplama sürecinde bizden uçak bileti, öğrenci belgesi gibi belgeleri istememiş olmaları bizi zaten çok şaşırtmıştı. Her ihtimale karşı yanımıza ekstradan lazım olabileceğini düşündüğümüz belgeleri alıp gitmiştik. Kapıda duran görevliyle yaşadığımız küçük tartışmadan sonra, sıramızı beklemeye başladık. Eğer onların yüzünden vize alamazsak, ciddi şekilde yasal hakkımızı aramayı düşünüyorduk.Çünkü elimizde telefon kayıtları vardı. 5 dakika kadar bekledikten sonra, sıra bize geldi. Belgelerimizi teslim edeceğimiz bayana herşeyi anlattık. Neyseki elimizde bulunan belgelerin dışında bir belgeye ihtiyacımız yokmuş. Aslında Türkiye sınırları içerisinde geçimizi sağlayan kişinin maaş bordrosu da istenen belgeler arasında olmasına rağmen karşımızdaki bayan bunun çok da önemli olmadığını ama eğer ki konsolosluk gerekli görürse bizden bunun istenebileceğini söyledi bizlere. Bir de ek olarak, Belçika’da bulunma sebebimizi anlattığımız bir yazı yazmamızı istediler.Onu da hemen orada yazıp teslim ettik. Orada yazıyı yazarken ciddi şekilde bu işlemin artık son olduğunu artık vize alma sürecinin sonuna geldiğimizi düşünüyorduk. Ama ne yazık ki bir kez daha yanılmıştık. Belgelerimizi teslim ettiğimiz  bayan konsolustaki mülakat için ne zaman geleceğimizi sorduğunda yaşadığımız şaşkınlık görülmeye değerdi. Öğleden sonra girip giremiyeceğimizi sorduğumuzda bunun imkaansız olduğunun cevabını aldık. En erken ne zaman olur dediğimizde ise gelecek hafta çarşamba günü sabahtan mümkün olabileceğini söyledi. Ama o haftanın bizim final haftamız olması, üstüne üstlük çarşamba günü benim 1, Gün’ün 2 finale girecek olması çarşamba günü olmaması için önemli bir sebep oluşturuyordu. O haftaki tek boş günümüz olan perşembe günü tekrar gelebileceğimizi belirttik ve perşembe sabahına randevu aldık.

    Çarşamba günü ve cuma günü finalimiz olmasına rağmen perşembe günü tekrar Ankara’ya dönmeliydik. Çarşamba günü akşam saat 6 gibi sınavımız bitti. Saat 22:30 otobüsüne bindik ve Ankara’ya gittik. Ankara’ya gider gitmez konsolosluğa gittik. Bizim beklentimiz mülakata girecek olmamızdı. Saat 9:00 gibi konsolosluğun bahçesindeydik.10 dakika içerisinde içeriye girdik ve karşımızdaki bayan sadece belgelerimizi kontrol etti. Hiçbir eksiğimiz olmadığını birkaç gün içerisinde vizemizin hazır olacağını söyledi. Bu sözleri duyduğumuz an, üzerimizdeki tüm yorgunluk uçup gitmişti.

    Sonuç olarak uzun ve yorucu bir süreci amacımıza ulaşarak tamamlamıştık. Herkesin bu süreci mutlu şekilde tamamlaması dileğiyle..

    June 04, 2009

    0

    yazmak isteyip yazamamak kabız olmak gibidir..
    belki kopamamak gibi hayattan ,
    şansızlık, kaçırmak son otobüsü
    balık ekmek yememek.
    bir bira
    ya da bir erkek yerine göre bağyan,
    bir gün görmemek günlerden
    sadece sizin için
    bizim için arkadaşlarım
    bilmemek gün doğumu
    kaçırmak gün doğuşunu
    ve sanrılar
    gibiler: güzel, çirkin, eğlenceli,
    bir metrenin onda biri gibi;
    olsa da bilinmeyen olmak.
    garip çizgi durmadan akan
    farketmesek de farkını koyan
    hayat demesek de hep o
    onda yazamamak.

    tarih farketmez ne yazıldıysa aynı tarihte

    bir sözcük yazmak gerek bin paragraf yerine. bir hayat yaşamak gerek bin manzara yerine.
    bin fikir gerek bir kitap için ...
    bende o yok bir kişi için..

    June 01, 2009

    Ve Dönem Bitti..

    Koca bir dönem daha geçip gitti gözlerimin önünden. Oldukça uzak kaldım buraya yazmaktan ama sürekli bir koşuşturmacanın içinde kaybolmuştum çoğu zaman. Özleyeceğim, unutamayacağım çok keyifli bir dönemdi bu. Şöhreti hiç üniversiteye uğramamış insanlar tarafından dahi bilinen 3. sınıfın 2. dönemi, beklentilerin çok altında bir zorlukta geçip gitti. Bu dönem için asla unutamayacağım şeyler;

    1-) Ciddi ciddi haftada 14 saat dersim vardı bu dönem. Salı ve perşembe günlerinin tamamen, diğer günlerin ise sabahlarının boş olduğu ilk 1 ayı tatil gibi geçen bir dönem diye hatırlayacağım bu 4 aylık zaman dilimini. Her gece oluşturduğumuz o değişken dörtlünün, gösterdiği kağıt performansı bir diğer unutulmayacak nokta benim için. Vidaları gevşek beşik gibi sallanan bir masanın üzerinde oynanan, masaya konulan cipsin adeta bir öğütücüden geçirilmişcesine anında yok olduğu, hiç bir zaman 7 oyunda bitmeyen çok ama çok eğlenceli bir oyundu bizimkisi. Egemen’in gecenin ilerleyen saatleriyle gözleri açık şekilde uyumalarını, benim her el bir adrenalin peşinde koşmamı,  Egemen’in attığı her kağıttan sonra Ali’nin ağzından dökülen sevgi sözcüklerini, Murat’ın şansını kesinlikle unutmayacağım. Gecenin ilerleyen saatlerinde bize katılan Mert’in kahkaları ve Ali’yle Mert arasındaki ezberi bozmak lazım diyalogları da asla unutulmayacaklar arasında.

    2-) Dönemin bir diğer vazgeçilmesi ise PES serileriydi bizim için. Gün’le her fırsatta oynadığımız ve sıklıkla yenildiğim PES 2009 maçlarının zevki kesinlikle tartışılmaz. Mert-Murat ikilisine karşı yaptığımız Manchester United – Inter maçları esnasında geçen diyalogları birileri kameraya kaydetmiş olsa kesin en fazla tıklanan videolar arasına girer. Dönemim sonlarına doğru yaptığımız turnuvada şanssız(!) bir şekilde Hakan’a elenişim ve bununla çok dalga geçen Mert’in aynı şanssızlığı(!) yaşayarak elenmesi bir diğer güzel dalga konusuydu bizim için.

    3-) Mert ile gece saat 4′ten sonra yaptığımız NBA sohbetlerini de gülümseyerek hatırlayacağıma eminim bundan sonraki hayatımda.  ”Abi Lebron’a +7.5 handikap vermiş”,  ”Bu geceki oyuncu bahisleri çok iyi”, “Abi şanssızlık oldu ya” sözleri ve bunun türevleri gece 4′ten sonra bizim odada sıkça yankılanan cümlelerdi bir dönem  boyunca.

    4-) Dönemin başında, Gün’ün doğum gününü kutlamak için gittiğimiz Spil’de ayrı bir güzellikti bizim için. Bulduğu her ağaca tırmanmaya çalışan ve çoğundan düşen Mert’i, kendi doğum gününde bize çok güzel hediyeler alan Gün’ü, Mert’in aksine her ağacın en tepesine ulaşmayı başaran Kaan’ı, yakmak için saatlerce uğraştığımız mangalı, Egemen ile Ali’nin harika danslarını, şöminenin başında içtiğimiz rakıyı, votkayı da tabii ki unutmayacağız.

    5-) Bu dönemin bir diğer unutulmazı Belçika’dan vize almak için çektiğimiz işkenceler denilebilir.Hani sonuç olarak almayı başarmış olsak da, ne yorucu süreçti be bu. Gün’le beraber çaldığımız kapının haddi hesabı yok.Bu süreci bir başka yazıda ayrıntılı olarak anlatmayı planlıyorum.

    6-) Gün ve Muhammed’le beraber hemen hemen her sınavdan önce yaptığımız toplantılar da bu dönemin unutulmazları arasında. Kimi zaman(!) hiçbirşey bilmeden oturup, saatler sonra kalktığımda sınava hazır hale gelmemde büyük emeği olan Muhammed’e ve Gün’e buradan teşekkürlerimi sunuyorum :D Ufak çaplı bir çok mucizeye imza attık bu dönem hep beraber.

    7-) Sadece bu dönem için değil İYTE’ye geldiğinden beri bize her konuda çok büyük yardımları bulunan, öğretmekten zevk aldığına inandığım, yaptığımız her projeninin eğlence katsayısını tavana vurduran, harika müzisyen, mükemmel hoca Barış Bozkurt’a da burdan teşekkürlerimi sunuyorum. Çok teşekkürler hocam. Bu dönemin bir diğer hatırlanası olayının da Barış hocamızın odasında yaptığımız, speech processing dersi olduğunu belirtmeden edemiyeceğim. Yaratıcılığımızın sınırlarını zorlayarak yaptığımız bu ders tek kelimeyle mükemmeldi.

    8-) Bu dönem Serdar Özen’den aldığım probability and random process dersi de unutulmazlar arasında. Kesinlikle şimdiye kadar aldığım en iyi derslerinden biri. Ekstradan Serdar hocayla gelecek hakkında, İYTE hakkında, kısaca hayat hakkında yaptığımız uzun süreli sohbetleri de bu dönemin unutulmazları arasına alıyorum.

    9-) Bu arada kurduğumuz şirket için verdiğimiz emek de yadsınamayacak derece fazlaydı bu dönem. Özellikle Gün’ün babası Onur amcanın hakkını nasıl ödeyeceğiz bu konu ciddi bir soru işareti. Burdan ona da teşekkürlerimizi sunalım.

    10-) Bu dönemin bir diğer unutulmazı ise 1 Mayıs’tı benim için. Ayrıntıya çok fazla girmek istemesem de, özellikle “Kadınlar Ne İster Erkekler Ne Anlar” adlı filmdeki Gigi karakterini hep hatırlayacağım :D

    11-) Borsada yakaladığım büyük fırsatı elimin tersiyle nasıl ittiğimi de hep hatırlayacağım. Okuduğum her yazının olumsuz olduğu bir dönemde borsa oynama cesaretini gösterip eldeki değerler negatife dönmeden neden borsadan çıktığıma asla cevap bulamıyacağım.  Bu dönem, “Herşeyin bir sebebi vardır” tezimi yerle bir etti. Burdan Umman abime de selam ediyorum. BJKAS 13000 seviyelerini geçti :D Aynen kararlaştırdığımız gibi 0.96′ ya dokunduğu an DYHOL’leri topladım ve 1.10′u gördüğü anda gönderdim. Bugün 1.10 direncini kırdı, galiba yakın zamanda tekrar alacağım :D

    12-) Sürekli çok iyi olduklarını söylediğim ama kimseyi ikna edemediğim Orlando’nun bu yıl ki başarısını da asla unutmayacağım. Hidayet için söylenen “Michael Jordan of  Turkey” söylemini duyduğum her an içimde oluşan heyecanı tarif etmem kesinlikle imkaansız. Çok fazla milliyetçi biri olmasam da, çok gurur duyuyorum Hidayet’le. Burdan ona da teşekkürlerimizi yollayalım :D Umarım finallerde Lakers’ı elersiniz ve finallerin MVP’si olmayı başarırsın.

    13-) Mert’le beraber izlediğimiz ya da izlemeye çalıştığımız Orlando – Cleveland serisinin 2. maçı da çok özel bir anı olarak kalacak benim için. Sabahın 5 inde masayı dışarı çıkarıp izlemeye çalıştığımız, skor ile maçın tamamen farklı senkronda ilerlediği, ekrana baktığımız ama hiç birşey anlamadığımız bu maç kesinlikle çok özeldi. Bütün bunlar 6 saatlik bir sınavdan hemen önce olunca izlediğimiz o görüntüleri tanımlamanın ne kadar zor olduğunu siz düşünün.

    14-) Yine final haftası olmasına rağmen, doğum günümü kutlamak için Calipso’da toplanan herkese çok ama çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Ayrıca seneye Ali’nin doğum gününde yapacağımız, “altta kalanın canı çıksın” da Ali’yi yatağa bağlayacağıma and içtim :D

    15-) Ve son olarak Şampiyon Beşiktaş’ımın İzmir’de Fenerbahçe’yi yenerek aldığı kupayı, statta duyduğum heyecanı, Fenerbahçe için kullandığım güzel sevgi sözcüklerini de asla unutmayacağım :D

    May 30, 2009

    Microsoft Officede Büyük/Küçük Harf Değiştirme

    Office’de büyük küçük harf düzenini kolayca değiştirmek mümkün.

    Seçili duruma getirdiğimiz metni Shift+F3 ile değişik düzenlere çevirebiliriz. Bu tuş kombinasyona bastıkça cümlelerimiz tamamen büyük, tamamen küçük veya kelimelerin ilk harfleri büyük olacak şekilde düzelebilir.

    Excel’de ise durum biraz farklı. Mesela C1 hücresinde “iş Görüşmesi REHBERİ.com” yazıyor. Bu metinin tümünü küçük harf, tümünü büyük harf veya kelimelerin ilk harfleri büyük şekilde değiştirmek isteyebilirsiniz. Bunun için mesela D1 hücresine gelip şöyle yapabiliriz:

    1)  =BÜYÜKHARF(C1) yazarsanız “İŞ GÖRÜŞMESİ REHBERİ.COM” görürsünüz.

    2)  =KÜÇÜKHARF(C1) yazarsanız “iş görüşmesi rehberi.com” görürsünüz.

    3) =YAZIM.DÜZENİ(C1) yazarsanız “İş Görüşmesi Rehberi.Com” görürsünüz. (noktadan sonra başlayanlar da yeni kelime sayılır)

    Excel’i Türkçe değil de İngilizce kullanıyorsanız komutlarımız değişecek tabi. Çevirilerimiz de böyle oluyor:

    1) =UPPER(C1)

    2) =LOWER(C1)

    3) =PROPER(C1)

    Excel’in komutlarının Türkçe ve İngilizce karşılıklarını bulabilmek için de şuraya göz atabilirmişsiniz, kuşlar söyledi :
    http://www.sorucevap.com/bilisimteknolojisi/bilgisayar/excel/ders.asp?210541

    Bir başka Excel dersinde görüşmek üzere :)

    Paylaş / Kaydet

    May 28, 2009

    Yeni hastalık, GH Metallica...

    Eskileri yetmezmiş gibi bir de yeni hastalığımız oldu, ki tadından yenmiyo,
    GH Metallica...
    28 Metallica şarkısı ve 21 tane de başka gruplar tarafından yorumlanmış metallica şarkısı, delirmemek elde değil.
    Sınav dönemi piyasaya cıkarak gerçekten altüst etti beni, ama olsun.

    Her yeni çıkan oyuna yeni bir özellik eklendiği için artık evimizde gh ailesi daha geniş. 3 gitar ve bir drum setten olusan bir ekiple çalışıyoruz.Ekibe bu linkten göz atmak mümkündür.

    Ayrıca hemen bir video ekledim. 'Enter Sandman'ı expertte çaldım, soloyu pek beceremesem de basşangıç için iyi gözüküyor...



    Bu da sad but true, expert... ah sololar ah sololar...

    May 27, 2009

    Üniversite hayatında son adımlara doğru

    Dün son finalimizi de olarak üçüncü sınıfı da bitirdik… Son senem kaldı artık. O değil de ne zaman geçti bu zaman ya?

    Yaz için Belçika’da staj için de her şey hazır, vizemizi de aldık. Bütün bilgi ve belgeler hakkındaki yazımı da yazmaktayım. Şimdilik bir sorun yok gibi. Bakalım 15 gün İzmir’de hazırlık yapıp dinlenmeyi düşünüyorum… 

    Fazla uzun yazmak istemedi canım. Neyse zamanımız var sonra ya bol bol yazarız… :)

    May 22, 2009

    Google Translate GMailde

    gmail-labs

    GMail Labs çalışmaya devam ediyor!

    Arada bir Gmail Labs’a göz atmakta fayda var.  Çok faydalı araçlar çıkabiliyor. Bunlardan bir tanesi de taze çalışma “Message Translation“. Yani artık Google’ın translate hizmeti GMail’e gömülmüş durumda. Bilmediğiniz bir dilde bir e-posta aldınız veya herhangi bir sebeple o e-postayı çevirmeye ihtiyacınız var.  GMail’de Labs sekmesinden  (sağ üstte yeşil bir deney tüpü) etkinleştirdiğiniz “Message Translation” sayesinde e-postanız bir tıkla istediğiniz dile geçiyor! Etkinleştirdikten sonra açtığınız e-postanın üzerinden hangi dilden hangi dile istediğinizi seçip “Translate Message” dediğinizde işiniz bitmiştir.

    Güzel de çeviriyor translate, eline sağlık Google :)

    May 10, 2009

    Sinema ve zuzaylıların durumu

    Birçok bilimkurgu filmdeki genel konsept şudur: Dünya bir belaya bulaşır, herhangi bir Amerikalıda çıkar bi hamlede dünyayı kurtarıverir. Bu belaların başında da uzayların dünya ile kafalarını bozmasıdır. En son izlediğim filmler “Dünyanın durduğu gün” ve “Kehanet” filmleri de bu dünya battı batıyor paranoyalarının işlendiği filmler. Bu iki filme de ayrıntılı olarak değinmek istiyorum.

    Bu güzel filmimizde Keanu amcamızla giden bir film. Klasikleşen şekilde dünyaya uzaylılardan Keanu amca seçilmiş kişi. Tabi burada filmin insanlığı yok etmek için öne sürdüğü nedenler açısından değişik bir çevreci yaklaşıma sahip olduğunu söyleyebiliriz. Sonunda geleneksel olarak Amerikalı bir kadın, uzaylılar tarafından yıllarca planlanan yıkım planları iki göz yaşıyla yıkıp eyledi viran. Aman canım bu uzaylılarda ne yufka yürekli. Sen gel bi dünya para harca yıkım planı yap, sonra vazgeç olur mu canım öyle şey…

    Kehanet filmi ise o kadar izledikten sonra ulen bu uzaylılar da ne salak. Amma organizasyon yapmışlar ama hepsi traş dedirtecek cinsten. Bir de tabii bu filmde uzaylıların dünya ve insanlığı kurtarmaya çabalamaları da takdire şayan.

    Genel olarak evde boşşş varktiniz varsa bu iki film de izlenir, vakit geçirmek için iyi ama bişey katar mı zannetmiyorum.

    0 people like this post.